Nisan ve Ölüm (Çizdim Oynamıyorum!)

<p align="right"></p><div class="avatar"><img style="filter: alpha(opacity=165, finishOpacity=0,style=3);" width="705" src="http://img03.blogcu.com/images/s/u/s/suskunbiradam/yaz__i_in2_1239871455.jpg" /> <p></p><p>

Hiç korkmadım ölümden. Azrail’in soğukluğu, buz gibi nefesi beni hiç ürkütmedi. Emanet olan ruhun teslimi gördüm son nefesi. Zamanı geldiğinde “Buyur” der ve “Bedeni toprağa bırakır gideriz” diye düşündüm. 

 

Bu demek değil ki yaşamayı sevmedim ya da sevmiyorum. Aksine; çok seviyorum, dünyanın güzelliklerini de, çirkinliklerini de. Çirkinliklerin olmayacağı bir dünyada, güzelliklerin değersiz kalacağına inandım ben. İnsanların, tıpkı dünya gibi, güzellikler ve çirkinlikler kutuplarının arasında, karınca misali sürekli hareketliliğini yaşadım ve izledim geniş kürede. Gün olup eziyetlerle, çirkinliklerle doluşan hayatlar, bir başka gün olduğunda güzelliklerde tavan yapabiliyordu. Zaten yaşama heyecan getirip sevdiren belki de buydu.

 

Yarın ne getirecek? Meçhul… Az sonra ne olacak? Bilinmez… Dün ne oldu? Bugünden başlayan yarınlar için, ibret alınacak güzellikler ya da çirkinlikler yaşandı…

 

İşte size dünya… İşte hayat… Özeti yukarda.

 

Ölümden korkmadım dedim en yukarda ya; yanlış anlaşılmaya sakın! Kendim içindi o korkusuzluk… Çevrem, ailem, akrabam, dostlarım, sevdiklerim için hep korktum, hep titredim. “Onlarsız nasıl yaparım?” diye sorguladım kendimi…

 

Hayatın acı tecrübeleri geldi sonra… İstatistikler oluştu yüreğimde, beynimde, ruhumda.

 

12 ay içinde 4. Ayı kaldırmak istedim yeryüzünden. 11 ay olsun geçirdim içimden yılları. Kaşgarlı Mahmut’dan bu yana ne kadar sözlük varsa, içinden “Nisan” sözcüğünü kaldırmak istedim. Nisan ayını “Ölüm ayı” gördüm! Sevdiklerimin çoğunu nisanda yolcu ettim sonsuzluğa…

 

Çeşitli yılları içine alan zaman diliminde; 14 Nisan’da dedem, 15 Nisan’da amcam, 16 Nisan’da babam, 17 Nisan’da kuzenim, 19 Nisan’da çok sevdiğim bir arkadaşım… 30 günlük nisanda beş tane canım kadar sevdiğim insan yok oldu dünyamdan.

 

Hiç unutmadım babamın sözlerini mart bitimine yakın… “Nisan geliyor” derdi ve eklerdi: “Kayıpsız atlatır mıyız ki?”

 

Atlatamadı, atlatamadık… Kendisi de gitti sonsuzluğa nisanda.

 

Ya dün yaşadıklarım? Beni çileden çıkaran, “Neden böyle bir dünyada yaşıyorum” dedirten, cinnet seviyesine getirten olaylar…

 

Babama ve tüm sevdiklerime, babamın ölüm yıldönümü olan 16 Nisan’da Kur’an-ı Kerim okutup dualar yaptırmak istedim. Bankaya uğradım, para çektim ve alışverişe çıktım. Önce lokum, şekerleme türü şeyler almak için bir tanıdık dükkâna gittim. Sahibi güler yüzle karşılayıp yer gösterdi. Ben çayımı isterken meramımı da anlattım elbette. Paket hazırlandı ve getirildi. Sahibi kahkahayla gülerek; “Baban, atan ölmemiş olsa biz bu parayı nasıl kazanırdık? İyi ki öldüler mi desem ki?” der demez, ellerimin ve dudaklarımın titrediğini, gözlerimin karardığını hissettim. Tabii almadan çıktım ve başka işyerinden aldım… Ama ömrümün bir kısmını o “Dostum” dediğim dükkânda bırakarak…    

 

Kur’an okumak için tanıdık bir emekli din adamının yanına gittim sonra. Anlattım durumu. “Tabii!” dedi, “Allah rahmet eylesin! Şu emeklilikte bu ölümler olmasa biz de aç kalırdık!”

 

Düşündüm! Ne yapsam? Hakaret etsem; yapım müsait değil… Gülsem; adam bana “Deli!” der… “Gerek yok.” dedim sadece ve çıktım. Çıkarken gözlerimden gözlüğüme damlayanları silmekteydim.

 

Vazgeçtim herşeyden. Bugün mezarlara gideceğim ellerimde çiçeklerle… Kendim okuyacağım, fakirleri gezecek, gerekenleri yapacağım.

 

Ama daha bitmedi ki!

 

6 Eylül doğum günümdü. Ben uzun bir ara verdikten sonra, 5 Eylül’de burada yazmaya da başlamıştım bu kullanıcı adıyla. Gerek günlük yaşantımdan, gerek beni tanıyanlardan, gerek internette tanıştıklarımdan, kısaca hiç kimseden kutlama almamıştım. Hadi o doğum günü idi ve diyelim ki hiç kimse, doğduğum için, beni tanıdıkları için memnun değildi… Ama ya bu? Ölüm!

 

Bugün gece yarısı sonrası, hayatta en çok sevdiklerimden biri olan bir arkadaşımla karşılaştım. Dışarıda yağmur, fırtına, yıldırım müthiş… Her yıldırım düşmesinde modem kapanıyor ve tekrar bağlanıyorum. Zor şartlardayım ve bunalmışım iyice. Henüz 01.00’e gelmek üzere saat. Paylaşmak istedim arkadaşımla, yukarda anlattıklarımı. Söyledim “Bugün babamın gece saat 01.30’da ve tam o saatte” rahmete kavuştuğunu. Ama konuşma başka konuya… “Duymamıştır” dedim, bir kez daha tekrar… I ıh! 4 kez daha tekrarladım ve pes ettim…

 

Şimdi aklıma geldi birden… Ben bu satırları sadece kendimle paylaşmak için yazdım. Sabaha karşı başladım ve sabaha yakın bitirdim. Ama beni birazcık tanıdıysa dostlarım; asla bir başsağlığı yorumu almak için yazmadım.

 

Aklıma bu ihtimal geldiği için de değerli dostlarımdan önemle rica ediyorum, başsağlığı yazılmasın… Ben herkesin bu dileğini almış ve kabul etmiş sayıyorum kendimi…

 

Ben sadece olanları paylaştım. Dünyayı ve yaşam tarzlarını paylaştım. Duygularımı paylaştım.


Galibiyet ya da mağlubiyet umrumda değil benim! Kim galip? Kim mağlup? Hemen diyeyim... Hırs mağlup! Galip mi? Galip yok. 


Bu duygulardaki hayatı ne mi yapıyorum? Hiç bir şey! İstemiyorum böyle bir hayat ben!

 

Çizdim! Oynamıyorum!

<p align="right"></p><div class="avatar"><img style="filter: alpha(opacity=165, finishOpacity=0,style=3);" width="705" src="http://img03.blogcu.com/images/s/u/s/suskunbiradam/yaz__i_in_1239870942.jpg" /> <p></p><p>

<a href="http://tr.cooltext.com"><img src="http://images.cooltext.com/620954.png" width="140" height="37" alt="Suskunbiradam" /></a>
<br /> <a href="http://tr.cooltext.com"></a> <a href="http://tr.cooltext.com/Logo-Design?LogoID=469308991"></a>

Yorum Yaz